30.7.15

How Big, How Blue, How Beautiful

Florence + the Machine'in yeni albümünü dinleyin, dinleyin fakat bir Lungs ya da Ceremonials beklemeyin, onu da diyeyim. Her ne kadar eski Florence havasından uzaklaşmış olsa da, gerek kliplerle, gerek şarkı sözleriyle yine eski Florence derinliği de barındırmıyor değil üzerinde düşünecek olursak. Bu albümde hayal dünyasından, düşlerden, ölüm ve yaşam üzerine düşünmekten uzaklaşarak gerçeklere dönmüş Florence. Eskiden her konserden önce kendini rahat hissetmek için alkol tükettiğini itiraf eden introvert bir kadının yaşamla yüzleşmesi ve hayal dünyasından çıkmaya başlaması gerçekten büyük bir şey. Albümü ilk dinlediğimde "olmamış bu şarkılar, çok sıradan bunlar, meh" diye burun kıvırmıştım çoğu şarkıya, itiraf edeyim. Fakat şimdi düşündükçe Florence'ın gerçeklerle yüzleşerek cesur bir işe kalkıştığını ve kesinlikle bir takdiri hak ettiğini görebiliyorum. 

Kendi ağzından tam olarak şöyle ifade ediyor yeni albümdeki değişimini:

"I guess although I’ve always dealt in fantasy and metaphor when I came to writing, that meant the songs this time were dealing much more in reality. Ceremonials was so fixated on death and water, and the idea of escape or transcendence through death, but the new album became about trying to learn how live, and how to love in the world rather than trying to escape from it. Which is frightening because I’m not hiding behind anything but it felt like something I had to do."

Klibin başındaki konuşmalar fazlasıyla gerçek, fazlasıyla aşina olduğumuz iki insanın iletişimi. Kliple bir bütün olarak ele alacak olursak şarkıyı; bir ilişkiyi, aşkın yanlış yorumlanmasını, farklı beklentileri, hayal kırıklıklarını anlatıyor bize. Demek istiyor ki Florence "Biz hep uzaktık birbirimize, sen hep başka taraftaydın. Benim acı çektiğimi gördüğün halde bir şey yapmadın. Neden beni olması gerektiği gibi sevmedin? Yani, what kind of man loves like this? Sonunda araba kazasından sağ çıkarken, aslında bitmiş bir ilişkiden de sağ çıktığını anlamamız hiç de zor olmuyor.


- I heard you talking in your sleep last night.
- What were you doing?
- I was just, eh…, I was just watching you.
- You seemed… You seemed sad.
- Why didn’t you wake me up?
- I didn’t wanna intervene. You seemed like you were suffering somewhere else. I didn’t think it was my place to drag you out. So I just let you be.
- So you just let me suffer.

- So do you think that people who suffer together would be more connected than people who are content?
- Yeah. I do.


- Suppose if you’ve been through something, like if you’ve been through something catastrophic, if you’ve been through like… Like a storm or an earthquake together, something like… Horrendous! You… It would bring you close together. What if they’re creating the disaster within themselves? (giggles).
- You think… That’s what happens.

- And there’s this big storm that’s all around us and we’re in the middle of it. So it’s calm but I can feel it, like it’s everywhere.