29.6.14

2.

Habire saç modeli değiştiriyorum bu aralar. Kadın, depresyon ve kuaför klişelerini kullanmayacağım, gerçeklik payı olsa bile böyle stereotipler oluşturmak hiç bana göre şeyler değil. Depresyonda da değilim ama, sürekli aynı yüzü görmekten sıkılıyorum diyelim. Gerçi bugün küçük bir kız gelip "abla saç tebeşirini nerden aldın" diye sorunca anladım ki benim bu yaşımda (pek yakında 23 olacak insanım) yaptığım şeyler çoğu insanın henüz ortaokulda yaptığı aktiviteler haline gelmiş. Hani marjinal bizdik be gülüm? Saç tebeşiri falan da yoktu saçımda, boyamıştım ucundan. Sonra haliyle aktı, iğrenç renklere girdi ve bugün gittim kestirdim. Yine asimetrik bir şeyler oldu, bilmiyorum güzel mi, kötü mü. Zaten ayna karşısına geçip de güzel olmaya çabalamayalı baya oluyor. "Güzel" değil de "canım nasıl olmak istiyorsa öyle" olmaya çabalıyorum. Zaten herkesin amacı da bu değil mi?

Saçı bir yana bırakırsak şu an hayatımdaki en ilginç olay da, 4 haftadır kırık bir parmakla yaşıyor oluşum. İnsanlar parmağımı sorduklarında, ben anlatırken yüzlerindeki o "ayy, çok kötüü..s.s" ifadesini görmek hoşuma gidiyor aslında. Sonrasında gelen tepki de "çok acımıştır o.". Well, thank you captain obvious! Üstelik orta parmağım kırıldı, ne hoş ya. Orta parmak göstermek hiç bu kadar rahat olmamıştı, şimdi onlar düşünsün!

Bir de bu yılki Onur Yürüyüşüne de gidemiyorum tabii. Ben kim, İstanbul'a habire gitmek kim. Konserden konsere gittiğim için zaten. En son Rock'n Coke'ta gitmiştim, evet. Bu ayki Travis'e de gidemedim, Goldfrapp gelmiş, ondan haberim bile olmadı, lanet. Üstelik geçen yıl Sigur Ros'a gidicez diye bir zil takıp oynamadığımız kalmıştı da konserin iptal oluşuyla evrenden gerekli cevabı alıp oturmuştuk yerimize. Hala içimde kaldı o konser be. İnsanı illa İzlanda'ya götürteceksiniz dimi, hıh! O bir kenarda dursun ben önce yakın yerleri gezeyim de , o İzlanda'ya elbette gidilecek, gitmezsek adam değiliz! Hem şimdilik İstanbul'a gidecek imkanım olsa bile gidecek insanım yok dostlar. Benim gibi LGBTİ Onur haftası etkinlikleriyle ilgilenecek kankitom şimdi çok uzaklarda. Napalım, ben de bilgisayar başında takılarak aktivistliğimi gerçekleştiriyorum. Şunu da bi paylaşayım ya, hoşuma gitti. Seneye gidicez dedik ama, o iş ne olur bilemiyorum. Malum, seneye mezuniyet falan var. Üstelik bi mezun olmadan şöyle bir insanlarla toplaşıp gezseydik ne güzel olurdu, Antalya'nın ilçelerinde tatil, yurtdışını gezmek falan. Gençliğimiz mal mal akıp gitti ben buna yanıyorum. Şu an ise, en yakın arkadaşım KPSS'ye hazırlanıyor, atanma falan bekleyecek sonra, oy. Sevgilim iş mülakatlarına falan gidiyor. Ben mi? I'm just sitting here.... *Buraya bir görsel gelecek*
İşte ben de, cidden bu durumdayım. Neyse, bir tembel de kolay yetişmiyor genşler. Yaptığım aktiviteler kitap okumaya çalışmak ama kapağı bile açmamayı başarabilmek, dizi izleyeyim diye bilgisayar başına oturup üst üste 6-8 bölüm izleyip kafayı yemek, sıcaktan ve işsizlikten habire uyuklamak ve bunları yaparken de hayattan her an şikayet etmekten ibaret. Çünkü bir grumpy cat olmanın birinci koşulu her daim hayattan şikayet etmektir değil mi dostlar? Yoksa bu işin eğlencesi nerede? Ama siz bizi mutsuz falan sanmayın, aslında çok eğleniyoruz ha, öyle böyle değil.

Hiç yorum yok: