20.8.12

Tatil bitse de gitsek.

Six Feet Under izlemekten kafayı yiyeceğim. Hem benim gibi depresif adamın buna bağlanması hiç de iyi olmadı. Daha da üzülüyorum. Karakterleri adeta kendi ailemmiş gibi benimsiyorum. Bazen Ruth oluyorum, bazense Nate. Evet hep de en ezik, en mutsuz karakter oluyorum dimi. Allaşkına dizide kim mutlu ki? Keşke Claire olsaydım mesela. Ya da Brenda. Yaaa. Ah Nate sana çok kızgınım çok! 3. sezon itibariyle bok gibi bir haldesin, nolur kendini bul be adam! Eveet, şimdi buraya koymalık bir screenshot, bir fotoğraf falan arıyorum ki görsellikle renklendireyim yazımı değil mi. İşte!


Yıllar önce kıyıdan köşeden parça parça izlediğim bu diziyi yeniden hatırlamak ve yaşamak çok güzel ya. Hele de bu sıkıcı, yalnız yaz tatilinde. Ahah sanki aylardır boş boş oturuyormuşum gibi. Eveet, yaz okulu da bitti. Ben de bittim ya neyse. İlginç bir yazdı. Yıl içinde yaşadığım tuhaf, saçma bazen de güzel şeyler belki biraz daha hızlandırılmış olarak yine benimleydiler. Ama hakkını yememek lazım. Eğlendim. Ama şöyle bir sorun da var; kendim olmayı özledim. Yalnız olmayı da. Göremediğim bazı insanları özledim. Neredeyse hergün gördüğüm halde aslında benden çok uzaktaymış gibi hissettiğim insanları da özledim. Hala da özlüyorum. 1 ay boyunca daha çok insanı özleyeceğim. Bazılarını göreceğim. Herkes tatile falan gidip gelirken ben de burda adeta bir kürkçü dükkanı misali onları bekleyeceğim. Olsun, işim ne ki zaten? Eve geleli 1 hafta oldu, ama şimdiden bir huzursuzluk, bir sıkıntı. Ankara'dayken hep diyordum, eve gideyim rahatlayayım. Ama öyle olmuyormuş işte. Birgün eğer tek başıma yaşayabilirsem işte o zaman bulacağım huzur bence. Başka yolu yok gibi.

Ne diyordum. Heh. Arka planda "şu şarkı" çalsın çok güzel oluyor bak. Gerçi odamdayken de tek başımaymışım gibi oluyorum ya işte. Ha bir de bayramdı bugün ya. Hem yazın bayram mı olur ya, ne saçma iş. Ne anlamlı, ne güzel geçti sorma zaten. Bayramları sevmiyorum işte. İç karartıcılar. Tek sevilesi şeyi belki de annemin güzel tatlılar yapması, ya da ne bileyim durduk yere fazladan harçlık vermeleri falan. Bana toplu mesaj atanlara aynen cevap verdim, onun dışında birkaç kişiye daha mesaj attım. Bütün gün annemlerin saçmalıklarıyla uğraştım. İnsanlar yaşlansalar bile ergen gibi saçmalamaktan kurtulamıyorlar demek. Oturdum dizimi izledim, milyon kez aynı şarkıları dinledim. Şimdi gidip yine izleyeceğim. Keşke uyumasam da bütün sezonu bitirsem bu gece. Eheheh. Yok canım daha neler. Saat de ikiye gelmiş hem. Uyuyabilirim de. Neyse, iyi geceler.

4.8.12

"- Everybody wants to be happy.

- Depressives don't. They want to be unhappy to confirm they're depressed. If they were happy they couldn't be depressed anymore."

28.5.12

Eurovision Yazısı

Canım yazmak istedi. Yapmam gereken milyonlarca iş, çalışmam gereken finaller varken buraya gelmem ne de hoş. Aylar geçmiş ya. Eve gideceğim artık oley. Bu yıl o kadar yorucuydu o kadar tuhaftı ki, bitsin artık da yaz gelsin istiyorum.  


Eurovision yazımı yazayım bari. Bayadır tek eğlendiğim şey oldu. Keşke kazansaydık, seneye yerinde izlemeye giderdik ne güzel. Sadece ben mi bu kadar seviyorum, önemsiyorum çevremde bilmem ki. Şarkılar ister iyi, ister saçma olsun hiç umrumda değil, severek izlerim yıllardır. Sadece geçen yıl izleyememiştim, o da şenliğe denk gelmişti.

Şenlik dedim de, of bu şenliklerden nasıl sağ çıktım bilmiyorum. Hastalanmalar, başıma gelen çeşitli saçmalıklar, of of. Uğursuzum bu aralar.

Hatta bu uğursuzluğum Eurovision izleyeceğim gün de peşimi bırakmadı. Yurtta olmanın getirdiği imkansızlıklardan dolayı, televizyon odasında onlarca insanla cipsler çekirdekler eşliğinde işlemeye çalışıyorduk işte. Tam da Can Bonomo çıkacak, bir önceki ülke İsveç var. İşte birden televizyon bozuldu!!! Karıncalı falan ama azıcık görüyoruz. Tv odasından isyanlar, çığlıklar, of çok fenaydı. Ben de kendimi bu Eurovision işine çok kaptırdığımdan resmen moralim bozuldu, ağlayacağım. Oylamaya geçildiğinde düzeldi artık. Neyse. Oylamada da odadan bağırışlar, bize puan gelince alkışlar, gelmeyince isyanlar falan, böyleydik yani.


Kazanan şarkıyı baya beğendim, dinleyip duruyorum sürekli. Onun dışında İtalya, Almanya, Danimarka, İzlanda (her zaman favorimdir canım!) güzeldi bir de. Rusya'nın nineleri, İtalya'nın şarkıcısının Amy Winehouse benzerliği (şarkı iyiydi bak), Litvanyalı çocuğun takla atıp coşması, Arnavutluk'un temsilcisi çaaaay diye bağıran abla, Almanya adına katılan çocuğun sevimliliği (hakkını yediler onun yazııık), Yunanistan, Kıbrıs ve Romanya'nın artık bayatlamış oy toplama çabaları (yok efendim seksi kızlar, göt meme bacak falan, artık sökmüyor canlarım o numaralar). Böyle işte. Hah bir de elbette bir klişe olarak "Herkes komşusuna veriyor burada!" muhabbetleri. Eğlenceliydi bence. Bir gün şu Eurovision'u yerinde canlı izlemek istiyorum bir de. Bakalım.



Nineler sevimlilikleriyle 2. oldular yahu!


Sen ne tatlı bir şeysin ya. Hak ettiğini alamadın zaten, ilk 3te olacaktın ah. Canım.

Vallaha da benziyor işte Amy'ye.









  
Noldu canım seksilikler, danslar, kendinizi yırtmalar falan. İlk 10'a bile giremediniz. Oh.



 





                         
Şu hareketlere bak, amaçsız.















Eveeet, şimdi de benim şu tembelliğimden, rahatlığımdan kurtulmam lazım ki, dönemin başında kendime verdiğim sözleri tutabileyim de dersleri iyi bir şekilde geçeyim.

26.1.12

Ne desem.

Ne desem, ne desem. Canım yazmak istedi çok. Aylar sonra bir kitap bitirdim. Mutlu oldum. Keşke daha sık yapsam bunları. Çok tembelim ben. Tatilim de çoğunlukla odama kapanıp aynı şarkıları defalarca dinlemekle, facebookta aynı insanları, aynı paylaşımları, aynı saçma, gerkesiz şeyleri görmekle geçiyor. Annemler onlarla az vakit geçirmeme yakınıyorlar. Onlarla oturunca yaptığım tek şey izledikleri saçma dizilere söylenmek oluyor zaten. Farklı ne mi yapıyorum? Ojelerimin rengini değiştiriyorum. Dışarı çıkacağım günler güzelce hazırlanıyorum bazen. Buluşacağım kişiye göre değişiyor bu hazırlık işte. Gülmek için mizah dergileri alıyorum ama çoğu zaman beklentilerimi karşılamıyorlar. Keşke bir kardeşim olsaydı dimi. Belki o yüzden bazı insanları kardeş gibi benimseyip birşeyler paylaşma ihtiyacı duyuyorumdur. Tek başınayken eğlenemiyor insan çünkü. Eğlenmek için kalabalık lazım. İki kişi bile kalabalık sayılıyor bazen hem. Mutlu olmak içinse pek gerek yok, onun için sevdiğin kişiler yanında olduğunu hissettirmeli sana o kadar. Hissedemediğinde nolur ki? Bakarsın telefona, hiçbirşey gelmemiştir. Uyuyor da olamaz ki, napıyor acaba dersin. Meşgul olmalı. Bazen bir arkadaşını aramayı unutursun, önceki gün söz verdiğin halde. Mühim değil, belki o da meşguldür hem. Neden bu kadar başka insanlara odaklıyorum ki kendimi? Bu konuda düşünmeyeceğim şu an, boşver. Başka ne var?

Mesela güzel bir şarkıyı ilk dinlediğin günü hatırlarsın onu her duyduğunda. İşte bazen sırf bu his için yaşlanmayı istiyorum. En sevdiğim şarkıları duyayım ve, ah gençliğimi hatırlatsın bana. O an şimdiki halimden ne kadar uzakta olurum, geçmişimi anımsar mıyım, ne hissederim? O his. Çok merak ediyorum. Bir de bunun eskiden gittiğin bir mekana uzun zaman sonra gidip geçmişi anımsama versiyonu var, benziyor buna. O da güzel birşey, evet. Yaşlanmak güzel olmalı, birsürü anı var elinde çünkü.

Keşke saatler bu kadar hızlı ilerlemese, uykum gelmese de birsürü film izleyebilsem. Hıım, şimdi izlemeye başlarsam 2 saat sonra biter ve şu saatte yatarım. Yok, çok geç; en iyisi dizi izliyim ben. Ama sitcom olmasın, kim gülecek ona şimdi. Gülmek için keyifli olmak gerek çünkü. Keyifsizken gülemem ben. Oysa sitcomlarım amacı bizi güldürmek değil mi? Güldürmüyorsun işte. Benim gülmek için bulduğum bahanemsin sadece. Youtube'daki o komik videoları da bu yüzden izliyorum zaten. Dünyanın en amaçsız işi dimi. Biliyorum. Aynı şekilde mutsuz şarkıları da daha da mutsuz olmak için dinliyorum. Napayım, kendimi oyalıyorum sadece. Bunu da kendimi oyalamak için yazdım. Dizi izlemek için de geç oldu bak. Kitap okusam ne de güzel olur. Öyle işte.